Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Tiyatroculara Bıçaklı Saldırı

Bornova Belediyesi Şehir Tiyatrosu oyuncuları sahnelediği “İşgüzar Bir Tekerrür” adlı oyunun provası sırasında Altındağ’da bir grubun saldırısına uğradı. 2 ocak Pazar Günü akşam saatlerinde Çamdibi Yıldız Kenter Sahnesi’nde prova alan oyunculara 20 kişilik bir grup “şehir eşkiyası” saldırıda bulundu. Tiyatro ekibinden Halil Dönmez 4 yerinden, Hasan Demirci kolundan bıçaklandı.

İzmir’de sahneye koydukları “İşgüzar Bir Tekerrür” oyununun provasını yapan tiyatroculara saldırı şöyle gelişti; Prova sırasında sahneye giren bir grup sigara içmeye başladı. Sahnede sigara içilmediğini belirten ve grubu itiraz eden tiyatro ekibine saldıran grup çok sayıda oyuncu ve teknik çalışanı yaraladılar. Oyunun Yönetmeni Ant Aksan kapıları kilitleyerek oyuncuları kurtardı. Linçten zorlukla kurtulan oyuncular Altındağ Karakolu’nda salgırganlardan şikayetçi oldular.

Polis olayı örtbas etmek mi istiyor?

Saldırıda bıçakla yaralanan Işık şefi Halil Dönmez ve Teknik ekipten Hasan Demirci karakoldaki ifadelerinden saldırganlardan şikayetçi oldular. İfadesinde saldırganlardan şikayetçi olan Halil Dönmez’in ifadesini değiştiren polis şikayetçi olan tiyatrocunun ifadesini “uzlaşmaya hazırız” biçiminde kayda geçti.

Savcılığa ayrıca suç duyurusunda bulunan “İşgüzar Bir Tekerrür” oyununun yönetmeni Ant Aksan, olayın takipçisi olacaklarını dile getirdi.

İSTANBUL – Dumlupınar Üniversitesi’nde bir öğrencinin bıçaklanarak ölmesinin ardından Kütahya’yı terk eden Kürt öğrenciler, okuma ve yaşama garantilerinin kalmadığını söyledi. Basının iddia ettiği gibi olayın ‘kız meselesinden’ kaynaklanmadığını belirten öğrenciler, “Olay tamamen Kürt olmamızdan kaynaklı. Birçok arkadaşımız baskılar nedeniyle yurttan ayrılmak zorunda kaldı. Yurttan eşyalarını almaya gidenler bile 30-40 kişilik ülkücü grupların saldırısına uğradı. Kütahya’da okuma ve yaşama garantimiz kalmadı” dedi.

İNEGÖL VE HATAY’DAN SONRA KÜTAHYA

Hemen her yıl başka bir il ya da ilçede çeşitli bahanelerle Kürtlere karşı geliştirilen linç girişimlerinin yeni adresi, İnegöl ve Hatay’dan sonra Kütahya oldu. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Germiyan Yerleşkesi girişinde iki hafta önce yaşanan olaylarda Hasan Şimşek (21) adlı öğrenci, bıçaklanarak öldürüldü. Olaya karıştıkları gerekçesiyle 9 üniversite öğrencileri tutuklanırken, Kürt öğrencilerin bir kısmı kentten ayrılmak zorunda kaldı, bir kısmı da yakınları tarafından adeta kentten kaçırıldı. Kimi öğrencinin okulu bıraktığı kentte şimdilik bayram tatili nedeniyle bir sakinlik hakim, ancak gelen bilgiler, bayram dönüşü kentte olası bir tehlikeye işaret ediyor.

MAĞDUR ÖĞRENCİLERİ ANF BULDU

Aslında olayların geçmişi iki yıl öncesine dayanıyor. Basınının iddia ettiği gibi olayın ‘kız meselesinden kaynaklandığı’ haberlerine tepki gösteren öğrenciler, olayların detayını ANF’ye anlattı. Yakınları tarafından özel araçla önce Eskişehir’e, oradan da İstanbul’a gelen 6 öğrenciden biri olan İktisat ve İdari Bilimler Fakültesi 4. Sınıf Öğrencisi M.N, yaşananların iki yıldır süren saldırıların bir sonucu olduğunu belirtiyor.

M.N’nin verdiği bilgiye göre olayların gelişimi şöyle: Dumlupınar Üniversitesi’nde geçtiğimiz yıl benzer bir gerekçeyle yurtta başlayan tartışma, yurdun banyosunda 3 Kürt öğrencinin kalabalık bir ülkücü grubun saldırısına maruz kalmasıyla başlar. Aynı yıl içinde yaklaşık ona yakın benzeri saldırı yaşanır. Bu süre içinde yaşanan Bursa-Diyarbakır maçındaki olaylar, gerginliği daha da tırmandırır.

Öyle ki yurttaki odaları dolaşan ülkücüler, Kürt öğrencileri açıktan tehdit etmeye başlar. M.N adlı öğrenci bu süreci şöyle anlatıyor: “Bursa Diyarbakır maçı sonrasında olaylar daha da arttı. Yurt müdürü Çetin isimli kişi, ‘çıkın dışarı kavga edin ama kan olmasın’ diye bir cümle kullanmıştı ülkücü öğrenciler için. Bir gün banyoda birkaç arkadaşa saldırdılar. Sadece tutanak tutuldu ülkücüler hakkında, oysa bizim arkadaşlar yurttan atıldı. Olay sırasında ‘ocaktan’ adamlar geldi, Uşak, Afyon plakalı araçlar gelmişti. O zaman 10-11 kişi yurttan atıldı.”

YETKİLİLERİN İHMALLERİ ÖLÜM GETİRDİ

Defalarca yurt, okul ve valiliğe konuyu bildirmelerine rağmen hiçbir önlem alınmadığını, tam tersine polisin ve bazı sivil kişilerin kampus ve kent merkezinde sürekli resimlerini çekerek kendilerini hedef haline getirdiğini dile getiren M.N, şöyle devam ediyor: “Geçtiğimiz yıl yine bir bıçaklanma olayı yaşandı. Arkadaş cezaevine girip çıktı ve artık okula gelemedi. Üstelik o arkadaşımız da defalarca saldırıya uğramıştı ve artık dayanacak hali kalmamıştı. Birçok arkadaşımız yurttaki baskılardan dolayı yurttan ayrılmak zorunda kaldı. Yurttan eşyalarını almaya gidenler bile 30-40 kişilik ülkücü grupların saldırısına uğramaya başladı. 30 Ekimde başlayan bu meseleler, kız meselsi olarak basında yer buldu ancak gerçek hiç de böyle değil.”

İNTİKAM SALDIRISI OLABİLİR

4. sınıfta olmasına rağmen kente bir daha dönüp dönmeyeceği konusunda tereddütleri bulunduğunu sözlerine ekleyen M. N., şunları kaydetti: “Şu an okulu bırakmayı göze alıyorum. Son sınıftayım ama bayram dönüşünde orada bizi neyin beklediğini biliyoruz. Neden ne olursa olsun bir insan öldü ve karşı tarafın sürekli bunun intikamını alacağı gibi bir yaklaşımı var. Valilik ve emniyet de hiçbir önlem almıyor. Alsa bile biz güvenmiyoruz zaten. Kentte kime güveneceğimiz şaşırdık. Sürekli hale gelen saldırılar son olarak Germiyan Kampusu’nda 40-50 kişilik bir grubun arkadaşlarımıza saldırmasıyla devam etti. Polisin göz yumduğu olaylar aynı gün içinde defalarca çeşitli noktalarda tekrarlandı. Arkadaşımız bıçak kullanmak zorunda kaldı. Daha bu olaydan İki hafta önce yine bir linç girişimi olmuştu. Kesinlikle bir kız meselesiyle ilgisi yok olayların. Tamamen Kürt olmamızla ilgisi var.”

‘YEREL BASINDA KAMPANYA VAR’

Birçok arkadaşlarının ev sahipleri tarafından evlerden çıkarıldığını aktaran Mühendislik Fakültesi öğrencisi A.R’nin anlatımları ise şöyle: “Olayların ardından bütün evlerimiz basıldı. Kürt öğrencilerin oturduğu bütün evler dağıtıldı. Ev sahiplerine eve girmememiz konusunda baskı uygulanıyor. Dışarı çıkamıyorduk bir süre. Sürekli hedef gösteriliyoruz. Yerel basında bir kampanya var. Kendimizi savunmak zorunda bırakılıyoruz. Her tarafa haber verdik ve olayın büyüyeceğini haber verdik. Bunu yapmasaydık birileri daha ölebilirdi belki de.

Kütahya şimdi olağanüstü hal bölgesine döndü adeta. Bazı evlerin etrafında sürekli bir takım arabalar duruyordu. Evden pek çıkamıyorduk. Sadece zoraki olarak bakkala gidebiliyorduk bazen. Okulun içinde ülkücüler, kent merkezinde ise sürekli polisin takibi sürüyordu. Artık orada Kürt öğrencilerin okuma garantisi yok. Arkadaşların çoğu ailelerine gitti. Kimisinin ailesi gelip aldı. Okul içerisinde sürekli birileri takipte. Herkes temkinli ve tedirgin. Açıkçası sürekli bir saldırı beklentisi var ama neyin nasıl olacağın kestiremiyoruz.

‘DÖNÜŞTE NE OLACAK BİLMİYORUZ’

Şimdi bir ölüm var ortada ve karşı saldırı söz konusu. Okul yönetiminin tavrı belli, okula doğru dürüst gidemediğimiz için herhangi bir girişimde de bulunamadık. Zaten en başından ‘terörist’ olarak damgalanıp dikkate alınmıyoruz. Kimseye güvenmiyoruz. Dönüşte ne olacağını bilmiyoruz. Okulu bırakanlar var, bırakmayı düşünenler var. Şimdi herkes bir ölüm tehlikesi gelecek diye kendisini savunma pozisyonuna alıyor. Otogara, gara bile gidemedik. Sonra bir araba gönderildi ve biz Eskişehir’e gidebildik. Oradan da trenle İstanbul’a geldik. Gidersek eğer kendi savunmamızı kendi önlemimizi de kendimiz alacağız. Kimseye güvenmiyoruz. Hiçbirimizin can güvenliği yok şimdi o kentte.”

‘SALDIRIRLARSA DİRENİRİZ’

İstanbul’a sivil toplum örgütleri ve kitle örgütleriyle görüşmeye geldiklerini ve durumun ciddiyetini yetkililere hatırlamak istediklerini aktaran T.S. de, “Hepimiz çıkıp geldik. Belki bir nevi bir durgunluk var, bayram dolayısıyla ama biz oraya dönersek olayların yeniden başlama tehlikesi çok büyük. Ev sahipleri artık teker evlerinden çıkartıyor. Esnaf belki bize erzak da satmayacak. Zaten böyle durumlar da yaşandı. Çünkü hedef gösteriliyoruz sürekli. Büyük bir tehlike var. Bizim arkadaşlarımız şehit oldu kimse intikam alma derdinde değildi. Aydın Erdem, Şerzan Kurt, Mahsum Karaoğlan şehit oldu kimse intikam peşinde koşmadı. Ama biz can güvenliğimiz olmadığını biliyoruz. Eğer saldırırlarsa biz de direnebildiğimiz kadar direneceğiz tabi ki. Son sınıf öğrencisiyim ama bitireceğimden şüpheliyim. Bir şey olursa ailemiz cenazemizi bile almaya gelemez. İnegöl, Hatay olayları ortada” dedi.

Alfredo Bonanno ve Christos Stratigopoulos Dikastikes Filakes Koridallos,
T.K. 18110,
Athens, Greece.

Anarşist Alfredo ve Christos şu an Korydallos hapishanesindeler.

Christos silahlı soygunla ve Alfredo suç ortaklığıyla suçlanıyor. Avukat  Alfredo’nun sağlık durumu nedeniyle ev hapsinde tutulmasını talep etmişti.

Daha fazla bilgi: aftertrikala.blogspot.com

Ilias Nikolau
Agrotiki filaki Kassandras
T.K. 63077
KASSANDRAS XALKIDIKIS / GREECE

Nikolau 13 Ocak 2009′da tutuklanmıştı ve Selanik’teki Evosmos polis karakoluna kundaklama aygıtı yerleştirmekle suçlanmaktadır. 4 Aralık 2009′da 7,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Yiorgos Voutsis-Vogiatzis, ASKA Filakes Kassavetias,
Post Code 37100,
Volos, Magnesia, Greece.

Ekim 2007′de tutuklanmıştı ve ücretli kölelik köleliğine karşı bir eylem olarak bahsettiği banka soygununu itiraf etmişti.

Yiannis Dimitrakis, Filakes Domokou,
Post Code 35010,
Fthiotida, Greece.

Bir silahlı banka soygunundan 35 yıl hapis cezası alan bir anarşisttir.

Panagiota roupa klistes filakes gunaikon koridallos “Devrimci Mücadele” davasından mahkemeye verildiler.
T.K. 18110
ATHENS
GREECE

Kostas gournas
klisti filaki trikalon
T.K . 42100
TRIKALA

Nikos Maziotis
Dikastiki filaki Koridallou
T.K. 18110
ATHENS GREECE

Vaggelis Stathopoulos
Filakes Trikala
42100
Trikala
Greece

Xristoforos kortesis
Dikastiki filaki Korinthou
T.K. 20100
KORINTHOS
GREECE

Sarantos nikitopoulos
Dikastiki filaki Koridalou
T.K. 18110
ATHENS
GREECE

Şehir gerilla grubu “Ateş Hücreleri Komplosu” üyesi olmakla suçlanıyor.

Kostantina Karakatsani
filakes elaionas
32200
Greece

Panagiotis Masouras,
Filakes Anilikon Avlona,
19011, Avlona, Attiki, Greece

Haris Hatzimichelakis,
Dikastikes Filakes Koridallos,
T.K. 18110, Athens, Greece.

Kıdemli bir ekonomi memurunu kaçırma eylemine katılmakla suçlanıyor.

Polikarpos Georgiadis, klisti filaki kerkiras
49100 [ corfu ]

22 yıl hapse mahkum edildi…

euaggelos Xrisoxoidis
dikastiki filaki komotinis
T.K.69100
KOMOTINI
GREECE

22 yıl hapse mahkum edildi…

ARIS SEIRINIDIS
Dikastikes Filakes Koridallos,
T.K. 18110,
Athens, Greece.

Baggelis Pallis
klisti filaki trikalon
T.K . 42100
TRIKALA
GREECE

Yoldaş Simos Seisidis St. Paul hastanesine taşımışlardı…

Koridallos,
T.K. 18110,
Athens, Greece.

Alexandros  Kossubas
Mixalis Traikapis

Silahlı soygunla suçlanıyorlar.

DIKASTIKI FILAKI A’ WING KORIDALLOS
T.K. 18110
ATHENS GREECE

Giannis Skouloudis
19 yaşında, dün ulusal elektrik şirketinin bir aracını kundaklamakla suçlanmaktadır.

Yoldaşlara yapılan suçlamalar “Anti-terör” yasaları kapsamındadır

“Composing a criminal organization”

“Kundaklama”, “Patlama”, mülkiyetle ilgili suçlamalar, patlayıcı aygıtların yapımı ve kullanımı ve “Ağır kriminal hasar”, ve yasaları “silahla” çiğnemek.

Tutuklanmasından sonra diğer 3 kişiyi arayan “anti-terör” polisi bir güç gösterisi gerçekleştirdi, heryerde insanları durdurdu, yoldaşların evlerini basıp darmadağın ettiler.

Filakes Anilikon Avlona, 19011 ,Avlona,
Attiki, Greece

TUTKULARIMIZ HAPİSHANELERDEN DAHA GÜÇLÜDÜR!!
YUNANİSTAN’DAKİ TÜM YOLDAŞLARA!!
HEMEN ŞİMDİ ÖZGÜRLÜK !!
HAPİSHANELERE ATEŞ!!

Kürtçe savunma talebi reddedildi

AMED (19.10.2010)- Kürt siyasetçi ve insan hakları savunucularından oluşan 103′ü tutuklu 151 kişi hakkında Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın bugünkü duruşması sürüyor. Mahkeme heyeti, Kürtçe savunma talebini reddederek, 7 bin 578 sayfalık iddianamenin özetinin okunmasına karar verdi.

Kürt siyasetçi ve insan hakları savunucularından oluşan 103′ü tutuklu 151 kişi hakkında ”Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma”, ”Örgüt üyesi ve yöneticisi olmak”, ”Örgüte yardım etmek” iddiasıyla 15 yıl ile ağırlaştırılmış müebbet arasında değişen hapis cezaları istemiyle açılan davanın ilk duruşmasının bugünkü oturumu için tutuklu sanıklar, sabah saatlerinde ring araçlarıyla Adliye binasına getirildi.

Diyarbakır D ve E Tipi cezaevlerinden getirilen Kürt siyasetçiler, ring araçlarından zafer işareti yaparken, adliye binası önünde bekleyen yakınları da zafer işaretleri ve “Baskılar bizi yıldıramaz” sloganlarıyla destek verdi. Türkçe, Kürtçe, İngilizce ve İtalyanca “Herkese özgürlük” pankartı açan İtalyan bir grup ring aracının geçişiyle “Bijî azadî” sloganı attı. Adliye binasına giren Almanya’nın Hessen Eyalet Parlamentosu Die Linke Milletvekili Barbara Cardenas, girişte kısa bir açıklama yaptı. Tutuklu Kürt siyasetçilerin serbest bırakılmasında AB’nin de sorumlu olduğunu söyledi. Cardenas, “Ben bir parlamenter olarak destek vermek için geldim. Türkiye’den talebim tüm tutukluların serbest bırakılmasıdır. Türk ve Kürt halkı kardeştir. Kürt halkından çok şey öğrendik. Kürt halkına otonomi verilsin” dedi. Yoğun güvenlik önlemleri ile adeta abluka altına alınan adliye binasına avukatlar, Avrupa’dan gelen delegasyon üyeleri, sivil toplum örgütü temsilcileri, aydın ve yazarlar da girdi.

Polis yabancı heyetlere saldırdı

Türkçe, Kürtçe, İngilizce ve İtalyanca “Herkese özgürlük” pankartı açan İtalyan grup, polis tarafından adliye binası önünden uzaklaştırılmak istendi. 60 kişilik grubu çembere alan polis, grubu uzaklaştırmaya çalıştı. Bu sırada polislerden biri grupta yer alan vatandaşlardan birine tekme attı. Polis şiddetine tepki gösteren kalabalık, “Baskılar bizi yıldıramaz” sloganları attı. Çavbella marşını söyleyen yabancı heyet üyeleri de, polisin tavrını kınadı. Kalabalık daha sonra Büyükşehir Belediye binası önünde açılan “Barış çadırı”na geçti. “Barış çadırı”nda da vatandaşlar toplandı. Türkiye’nin dört bir tarafından gelen sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar geceyi geçirdikleri çadıra, “Barışa kardeşliğe vurulmuş kelepçeleri çözün” ve tutuklu Kürt siyasetçilerin kelepçeli fotoğraflarının yer aldığı pankartlar astı.

Alman heyet: Mahkeme Kürt halkına yönelik yeni bir baskıdır

Duruşmayı izlemek için Almanya’dan gelen Federal Milletvekilleri, sivil toplum örgütü temsilcilerinden oluşan 18 kişilik bir grup, adliye binası önünde davaya ilişkin ortak açıklama yaptı. Açıklamayı Almanya’dan gelen Av. Britta Eder, Sosyolog Martin Dolzer ve Almanya’nın Hessen Eyalet Parlamentosu Die Linke Milletvekili Barbara Cardenas birlikte yaptı. Açıklamada, “Şu anda gördüğümüz dava politik motivasyonlu bir davadır. Bu mahkemeyi Kürt halkına yönelik yeni bir baskı olarak görmekteyiz. Kürt halkının insan hakları için mücadele ettiklerini gördük. Bizim açımızdan operasyonların sürmesini son derece kaygılı buluyoruz. Davayı bir keyfilik olarak görüyoruz” denildi. Açıklamada ayrıca tutuklanan Hakkari muhabirimiz Hamdiye Çiftçi ve İHD Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey’in de durumuna dikkat çekilerek, “Gazeteci Hamdiye Çiftçi İHD Başkanı Muharrem Erbey de tutuklanmıştır. Almanya Türklere silah satmaktadır ve bu silahlar da Kürt halkına karşı kullanılmaktadır” dedi.

Kürtçe savunma reddedildi

Kürt siyasetçilerin yargılandığı özel salonda yapılan duruşma, başladı. Duruşmaya, tutuklu 103 sanığın tamamı hazır bulunurken, tutuksuz yargılanan ve aralarında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ile Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ın da bulunduğu tutuksuz 48 sanıktan bazıları ile 300′e yakın avukat ve delegasyonlar katıldı. Mahkeme heyeti, Kürt siyasetçileri ve avukatlarının Kürtçe savunma taleplerini reddetti. Mahkeme heyet ayrıca 7 bin 578 sayfalık iddianamenin özetinin okunmasına karar verdi.

İddianame:

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 7 bin 578 sayfalık iddianamede, 103′ü tutuklu 151 sanık hakkında ”devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma’, ”örgüt üyesi ve yöneticisi olmak”, ”örgüte yardım etmek” suçlarından 15 yıl ile ağırlaştırılmış müebbet arasında değişen hapis cezaları isteniyor.

İZMİR – Polis kurşunuyla öldürülen üniversite öğrencisi Şerzan Kurt davasının 2. duruşması 15 Ekim 2010 tarihinde Eskişehir’de görülecek. Dava, Muğla Valiliği’nin talebi üzerine “güvenlik” gerekçesiyle Eskişehir’e alınmıştı. Şerzan Kurt Adalet ve Kardeşlik İnisiyatifi, PSVK’da yapılan değişiklikten sonra 39 ay içerisinde 90 kişinin ‘polis şiddeti’ nedeniyle öldüğüne dikkat çekerek, kamuoyunun bu davaya duyarlılık göstermesini istedi.

Muğla’da 12 Mayıs 2010 tarihinde Kürt öğrencilere yapılan saldırı sırasında polisin açtığı ateş sonucu ağır yaralanan Şerzan Kurt, 19 Mayıs günü hayatını kaybetmişti. Olayın ardından polis Gültekin Şahin hakkında Muğla Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava, Valiliğin talebi üzerine “güvenlik” gerekçesiyle Eskişehir’e alınmıştı. 10 Ağustos günü ilk duruşmaya katılmak üzere Muğla’ya giden avukatlar, duruşmanın gizlice bir gün önce görüldüğünü öğrenmişti.

POLİS HAKKINDA MÜEBBET HAPİS İSTENİYOR

İddianamede, sanık polis Gültekin Şahin hakkında “Olası kasıtla nitelikli adam öldürme” suçundan müebbet hapis cezası isteniyor. Şahin’in, Şerzan Kurt’u öldürdüğü tanık ifadeleri ve olay yerine ait kamera görüntülerinden anlaşılıyor. Bu konudaki bilgiler iddianamede ayrıntılı olarak yer alıyor. İddianamede dikkat çeken başka ayrıntılar da var. Polis Şahin, atış emrini nöbetçi amirden aldığını söylüyor. O gün orada nöbetçi olan amir ise TMŞ Müdürü Deniz Alemdar. Sanık polis ayrıca olay sırasında polis arkadaşı Oktay Kebapçı ile birlikte ateş açtıklarını anlatıyor.

ŞERZAN KURT ADALET VE KARDEŞLİK İNİSİYATİFİNDEN ÇAĞRI

Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 Ekim günü devam edecek olan davaya ilişkin ÇHD İzmir Şubesi’nde basın toplantısı düzenleyen Şerzan Kurt Adalet ve Kardeşlik İnisiyatifi, kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptı.

39 AYDA 90 KİŞİ YAŞAMINI POLİS TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜ

Açıklamayı inisiyatif adına okuyan Coşkun Üsterci, Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’da yapılan değişiklikten sonra polis kurşunuyla ölümlerin arttığını hatırlatarak, “PSVK’da yapılan değişiklikten sonra 39 ay içerisinde 90 kişi tıpkı Şerzan gibi polis şiddetine maruz kaldı. Bu kişilerin bazıları ya ‘dur’ ihtarına uymadıkları gerekçesi ile sırtlarından, enselerinden vuruldular yahut ta gözaltında muraz kaldıkları işkence ve kötü muamele sonucunda yaşamlarını yitirdiler” diye konuştu.

Şerzan Kurt’un ölümüne yol açan polisler hakkında dava açılmasının önemine işaret eden Üsterci, buna rağmen davanın ‘cezasızlıkla’ sonuçlanması gibi bir tehlikenin olduğunu belirtti.

TÜRKİYE’DE YARGI ‘KATİL’ POLİSİ KORUYOR

Üsterci, Şerzan Kurt davasının Eskişehir’e kaçırılmasının da kaygılarını arttırdığına vurgu yaparak, “Zira adalet sistemimiz benzeri pek çok olumsuz örnekle doludur. Uğur Kaymaz adlı çocuğun ölümünden sorumlu olan güvenlik güçlerinin hakkında açılan dava da nakledilmiş ve cezasızlıkla sonuçlanmıştı. Bir başka örnek ise geçtiğimiz yaz aylarında yaşanmış, Muş Bulanık’ta göstericiler üzerine ateş açarak iki kişinin ölümüne sebep olan geçici köy korucuları hakkında açılan davanın da başka yere nakledilmesinden sonra cinayeti işleyen korucular tahliye edilmiştir” şeklinde konuştu.

Geçtiğimiz günlerde Yunanistan’da benzer bir davanın sonuçlandığını hatırlatarak, “Komşumuz Yunanistan’da 2008 yılında hükümet karşıtı protestolar sırasında 15 yaşındaki bir genci vuran polis memuru müebbet hapis ile cezalandırılmıştır. Bu olayda asıl dikkat çekici olan ise polis şiddetine karşı Yunan kamuoyunun ve basının göstermiş olduğu büyük tepkidir. Onların gösterdiği duyarlılık ve tepki polisin ceza almasını sağlamıştır. Bizler de Şerzan Kurt davasında kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz” dedi.

Eskişehir’de görülecek davayı takip etmek amacıyla İzmir’den 14 Ekim 2010 tarihinde gece saat 01.00′da İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin önünden araç kaldırılacak.

“Hrant’ın Arkadaşları”, Dink cinayetiyle ilgili devletin bilgi edinme sorularına verdiği yanıtları açıkladı. Başbakanlık MİT’i “özerk bir firma” olarak nitelendiriyor, “Talebinizi ilgili firmaya şahsen iletmeniz gerekmektedir” diyor. Hrant’ın Arkadaşları’ndan Kıvanç, “Devlet bizimle alay ediyor” dedi.

Hrant Dink cinayetinin çözülmesi ve sorumluların yargılanabilmesi için bir bilgi edinme kampanyası başlatan “Hrant’ın Arkadaşları”, Cumhurbaşkanlığına, Adalet, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarına ve Başbakanlığa sorulan sorulara gelen yanıtları paylaştı.

Bugün Cezayir Toplantı Salonu’ndaki toplantıda, Dink’in öldürülmesi, cinayet öncesi ve sonrası ile dava sürecinde yaşananlarla ilgili sorulara verilen yanıtların da yer aldığı basın açıklamasını okuyan Hrant’ın Arkadaşları’ndan Ümit Kıvanç, şunları söyledi:

“Birtakım devlet görevlilerinin neredeyse yolları açan iş makinesi gibi çalıştığı, yargı ve medyanın büyük bir iştahla katıldığı cinayet süreci yetmiyormuş gibi, cinayet sonrasında da bütün resmi görevliler korundu, kollandı, kimse soruşturulmadı, yargılanmadı, cezalandırılmadı. Cinayet davası giderek insan onuruna aykırı sahnelerin art arda sergilendiği bir meşum tiyatroya döndü.”

Kıvanç, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Hrant Dink gerekli tedbirler alınmadığı için öldü” ifadeleri üzerine “Bunu nereden biliyorsunuz” sorularına “Cumhurbaşkanımız kamuoyunda paylaşılan endişeleri dile getirdiler, nitekim AİHM kararıyla bu endişelerin yersiz olmadığı anlaşıldı” diye yanıt aldıklarını söyledi.

“Size ne oluyor, siz soruşturmanın tarafı mısınız”

Kıvanç, Adalet Bakanlığı’na, Ergenekon sanıklarından Levent Temiz ile birlikte milliyetçi bir grubun 2004′te Agos önündeki eylemde Dink’e “Hedefimizsin” tehditleri üzerine harekete geçmeyen savcılarla ilgili bir işlem yapıp yapmadıklarını da sorduklarını, “Adalet Bakanlığı’nın “Siz zaten bu soruşturmalarda taraf değilsiniz ki size ne oluyor” tonunda bir yanıt verdiğini söyledi.

“O korkunç savunmaya üç bakanlık sahip çıktı”

Dışişleri Bakanlığı’nın AİHM’ye gönderdiği savunmayı kimin hazırladığını, bu görevin kim tarafından, ne zaman verildiğini, kimler tarafından onaylandığını, savunmayı hazırlayan görevliyle ilgili işlem yapılıp yapılmadığıyla ilgili başvurulara ise gelen yanıta dair ise Kıvanç, şöyle konuştu;

“Bunların hiçbirine cevap alamadık. Bunun yerine, Dışişleri Bakanlığı, o korkunç savunmayı, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarından alınan bilgilere dayanarak hazırladıklarını söyledi. Bu cevaptan sonra, Hrant’ı yazdığı şeyin tam aksinden ötürü mahkum eden, hiç olmadığı bir şeyle suçlayan, bir Neo-Nazi ile bir tutan iç kaldırıcı savunmaya hükümetin ve devletin toptan sahip çıktığını anlamış olduk.”

MİT bir firma mıdır?

Kıvanç, Başbakana, Dink cinayeti davasında neden MİT’in herhangi bir faaliyetine rastlamadıklarına ilişkin soruya ise, “Başvurunuzda belirttiğiniz kurum özerk konumda olduğundan, Başbakanlıkça yapılacak herhangi bir işlem bulunmamaktadır. Talebinizi ilgili firmaya şahsen iletmeniz gerekmektedir” diye yanıt verildiğini söyledi.

Toplantıya katılan Zeynep Tanbay, açıklamanın sona ermesinin ardından bilgi edinme hakkının var olmadığının kanıtlandığını söyledi.

Kaynak : http://www.bianet.org/bianet/azinliklar/125385-devlet-hrant-dink-sorularina-yanit-verdi-cevap-yok

Almanya’da sosyal paylaşım ağlarında ırkçılık ve ayrımcılığa karşı hareket başlatıldı. “Nazı Karşıtı Ağ”ın yürüttüğü kampanyaya katılan aralarında Youtube ve myspace’nin bulunduğu 21 sosyal paylaşım sitesi, ırkçı, ayrımcı, antisemitik ve homofobik profil ve sayfaları siliyor.

Almanya’da “Nazi Karşıtı Ağ”, sosyal paylaşım sitelerinde ayrımcılığa karşı mücadele başlattı. 11 – 17 Ekim 2010 tarihleri arasında sürecek “Nazilere Karşı Sosyal Ağlar”  kampanyasına aralarında YouTube ve myspace’nin bulunduğu 21 sosyal paylaşım ağı destek veriyor; ağlara yüklenen ayrımcı, ırkçı, homofobik ve antisemitik içerikler siliniyor.

“Irkçılığın platformu olmayacağız”

Almanya’da, 1996′da, ırkçı bir saldırıda öldürülen işçi Amadeu Antonio Kiowa adına kurulan, ırkçılık karşıtı Amadeu Antonio Vakfı ve Zeit gazetesinin başlattığı kampanya “netz-gegen-nazis.de” adlı portal üzerinden yürütülüyor. Kampanyanın amacı şöyle özetleniyor:

“Bizler Neonazilere varlık gösterecekleri platform sağlamak istemiyoruz. Birarada ve demokratik yaşamı savunuyoruz. Irkçılığa, antisemitizme ve komplo teorilerine karşıyız.

“Naziler ifade özgürlüğünden halkı birbirine karşı kışkırtmayı; kin ve düşmanlığa sevk etmeyi; soykırımın olmadığına dair yalanlar söylemeyi; halkları aşağılamayı, kişi ve halklara saldırmayı anlıyor. Onların bu amaçlarına hizmet etmeyeceğiz, sosyal ağlarda ayrımcılığa izin vermeyeceğiz.”

“Saldırılar sanal değil gerçek”

Kampanyanın tanıtım sayfasında aşırı sağ örgütlerin ve kişilerin internet üzerinden örgütlenmesinin tehlikelerine dikkat çekiliyor:

“Neonaziler sosyal ağlarda açtıkları sayfalarda ırkçı söylemlerle ve üyelere gönderdikleri mesajlarla internet kullanıcılarını tehdit ediyor. Bu yöntemlerle ırkçı söylemlerini ve komplo teorilerini normalleştirmeye ve meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Sadece internet üzerinden psikolojik terör uygulamakla kalmıyorlar, sosyal paylaşım ağları üzerinden örgütlenerek saldırılarını gerçek hayata taşıyorlar, insanlara fiziki zarar veriyorlar.”

Irkçı profil ve içerikler şikayet ediliyor

Peki, kampanya nasıl yürüyor? Örneğin video yükleme kuralları bulunan ve ırkçı söylemlere karşı filtreler uygulayan YouTube, denetimlerden kaçan ırkçı ve ayrımcı videoların kullanıcılar tarafından şikâyet edilmesini istiyor. Bir kez yönetim tarafından silinen bu içerikteki videolar bir daha yüklenemiyor.

Ayrımcı ifadeler ve semboller içeren kullanıcı profillerini ve yüklemeleri silen myspace de üyelerinden ayrımcı ve ırkçı profilleri ve içerikleri bildirmelerini istiyor. Şikâyet edilen profiller, incelemeden sonra yönetim tarafından siliniyor.

Kampanyaya katılan sosyal paylaşım ağları şunlar:

Bendechoclipfishednetz.defudderJappy.dekickeronlineKnuddels.de,kwick!communitymeineleute.demv-spion.demyspaceMyVideo, Shcueler.ccspin.de,StayFriendsstudentum.demeinVZschülerVZstudiVZwebcity.dewer-kennt-wenb.de,YouTube.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.